Iğdır Derneği’nden Hocalı Soykırımının 20. Yıldönümüne İlişkin Basın Açıklaması
Türklere karşı saldırılarda bulunan Ermenler 25-26 Şubat 1992 tarihlerinde bir insanlık ayıbına imza atarak, kundaktaki bebekleri, daha annelerinin karnında doğmamış yavruları katletmiş, birçok insanımızı işkence ederek Azerbaycan’ın Hocalı kasabasında öldürmüşlerdir. Ermeniler, bu vahşette 83’ü çocuk, 106’sı kadın ve 70’ten fazlası ise yaşlı toplam 613 kişiyi katletmişlerdir. Bu acımasız zulümden 487 kişi ağır yaralı olarak kurtulmuş, 1275 kişi ise rehin alınmıştır. 150 kişi ise halen kayıp.
Tarihte, Türklere karşı bazen Fransız, bazen Rus işgalci kuvvetleriyle işbirliği içerisinde yaptıkları katliamları unutan Ermenistan, son zamanlarda yalanlarını uluslararası alanda da benimsetmek için çaba göstermektedir. Bu çabalara karşılık vermek elbette Türk dünyası olarak ortak hareket ederek ve böyle acılı günlerimizi unutmamak ve bunları anlatmak olacaktır. Böyle günleri hatırlamak, hem Hocalı’da hayatını kaybedenlerin ruhuna duyulan saygımızı göstermek hem de Türk milletinin tarihi bilincinin ne kadar yüksek olduğunu dünyaya göstermek açısından önemlidir. Bu acılı günümüzde hepimizin diri diri yakılan Kerimov Frunz Salmanoğlu, hepimizin işkence görerek ölen Kerimov Sarman Sultanoğlu olması gerekmektedir.
Acısını hala yüreğimizde hissettiğimiz Hocalı Soykırımının 20. yılında Allah’tan şehitlerimize rahmet diliyorum.
Türkiye Azerbaycan Derneği’nin 20 Yanvar’la İlgili Basın Açıklaması
1990 yılının 19 Ocak’ı 20 Ocak’a bağlayan gecesinde yatağından fırlayan Azerbaycan halkı Azatlık Meydanı'na yığılmış, silahsız Azerbaycanlılar işgal tanklarının üzerine canları pahasına yürümüştür. Azerbaycan’ın bağımsızlığına engel olmak isteyen tanklarla ve işgal askerleriyle imkansızlıklar içerisinde mücadele eden kararlı Azer...baycan Türkleri her ne pahasına olursa olsun bağımsızlıklarının peşinde koşmuştur. 87 yaşındaki Babayeva Süreyya Latifkızı'ndan, 15 yaşındaki Huseyinov Neriman Velioğlu'na kadar 170 can Azerbaycan'ın bağımsızlığı hürmetine şehit olmuştur.
Mehmet Emin Resulzade'nin “Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez!” ifadesini kendisine rehber olarak alan Azerbaycan halkı bağımsızlık yolundan vazgeçmemiş, “Yurdumuzun her yerinde 3 renkli bayrağımız dalgalanacaktır” hedefiyle büyük bir kararlılığa imza atmıştır. Maalesef, bu kararlılık Azerbaycan halkına çok pahalıya mal olmuş, gözü dönmüş işgalci Rus askerleri, kadın, erkek, genç, ihtiyar, çoluk çocuk demeden çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu savunmasız insanları sırf vatanını savunuyor diye acımasızca katletmişlerdir.
Tüm bunlara rağmen, Azerbaycan halkı vatan toprakları vatanını milletini seven masum insanların kanıyla sulandığı takdirde, vatanlarının temelinin sağlam olacağını ve ebediyete kadar yaşayacağının bilincinde hareket etmiştir. Azerbaycan Türkleri kanlarıyla kahramanlık destanı yazmış, vatan savunmasında 1 yaşından 100 yaşına kadar herkes seve seve canlarını feda etmiştir.
Türkiye Azerbaycan Derneği olarak yapılan bu katliamı kınıyor, Azerbaycan’da gerçekleşen bu kahramanlık mücadelesini 22 yıldönümünde ayakta alkışlıyoruz. Bu vesileyle, 20 Yanvar 1990’da canlarını veren şehitlerimizi saygı ve şükranla anar, Allah’tan bu uğurda can veren şehitlerimizin ruhlarını şad, mekânlarını cennet eylemesini dileriz.
Türkiye Azerbaycan Derneği Genel Başkanı Enver TÜRKOĞLU
Fransız Parlementosu’nda 22 Aralık 2011 tarihinde sözde Ermeni Soykırımının olmadığını dile getirilmesinin suç kapsamına alınmasına ilişkin yasanın kabul edilmesi, Türk halkında ve derneğimizde büyük rahatsızlık uyandırmıştır. Siyasi emelleri uğruna Yüce Türk tarihine çamur atarak nemalanmayı kendisine görev bilen bu zihniyetin uygulamaları kabul edilemez olmakla birlikte bu uygulam...alar adeta bir aymazlığın ürünüdür. Söz konusu yasa, insanlıkdışı Ermeni katliamlarından sonra toplu mezarlara gömülen aziz atalarımızın ve ASALA terörüne kurban verdiğimiz diplomatlarımızın kemiklerini sızlatmıştır.
Tarih bilincinden nasibini almamış bu anlayışın gözleri Iğdır’ın birçok yerinde yaşanan kanlı Ermeni vahşetinin hatıralarını ve atalarımızın toplu mezarlardan çıkan kemiklerini nedense görmemektedir. İşte bu kör anlayış, maalesef siyasi, tarihi ve ahlaki açıdan körelmiş faaliyetlerin zeminini hazırlamıştır.
Türk düşmanlığını kendisine en büyük seçim malzemesi yapan Nicolas Sarkozy’nin bu çabalarına en büyük cevap, kuşkusuz Atalarımızın vahşi bir şekilde Ermeniler tarafından katledilmesinin anısına inşa edilen Iğdır’ımızdaki Soykırım Anıtı’dır. Tarihimizi yalan yanlış yasalara kurban vermeyeceğimizi ve yapılan haksızlıkların karşısında tıpkı Iğdır’da Ermenilerin Türklere yaptığı soykırımı anlatan Soykırım Anıtı gibi dik duracağımızı ifade eder, bu mesnetsiz hareketinden dolayı Iğdır Derneği olarak Fransa’yı esefle kınarız.
Bizim Iğdır Kültürünü Koruma Ve Yaşatma Derneğinin Metsamor Nükleer Santrali İle İlgili Basın Açıklamasıdır.
Kıymetli Iğdırlı Hemşerilerim, Değerli Basın Mensupları
Bugün burada Iğdır ve bölgemiz için büyük bir tehlike arz eden adeta zehir saçan Metsamor Nükleer Santrali’nin bir an önce kapatılması ve yetkililerin bu çerçevede tedbirler almasına çağırmak için toplanmış bulunmaktayız.
Iğdır’ı zehirleyen santral 1977 yılında inşa edilmiştir. Santral Ermenistan'ın başkenti olan Erivan'a 40 km, Kars'a 100 km maalesef Iğdır'a ise 16 km uzaklıktadır. Metsamor Nükleer Santrali bugün dünyadaki mevcut santraller içerisinde en güvensiz reaktör olma özelliğindedir. Nükleer santralin kurulma aşamasında bilim adamları o dönemin baskıcı rejimi içerisinde olmalarına rağmen bu nükleer santrali Ağrı Dağı fay hattı üzerinde bulunması sebebiyle yapılmasına karşı çıkmışlardır. Yine aynı şekilde bu santralin bölgedeki yeraltı sularına radyasyon sızdırması ihtimali de o dönemde gündeme getirilmiştir. Ancak bu olumsuzlukları dikkate almayan Sovyet Bürokrasisi bu santrali yapmıştır.
Mevcut eski Sovyet nükleer santral teknolojilerinin en eskileriyle inşa edilen ve teknik olanakları yetersiz olan santral birinci derece deprem bölgesinde bulunmaktadır. Ermenistan 1988 yılında çok büyük bir deprem geçirmiş bu depremde nükleer santral ciddi derecede zarar görerek uzun süre kullanım dışı kalmıştır. Ve beraberinde şu ana kadar 150’den fazla kaza geçirerek tehlike sinyalleri verilmiştir. Bu santralin bölge için ne kadar tehlikeli olduğunu kavrayan AB de sürekli kapatılmasını istemiş hatta Ermenistan 25 Ocak 2001'de AB konseyine üye olurken santralin kapatılması şartını koymuş ancak Ermenistan artan enerji ihtiyacını ileri sürerek burayı kapatmamıştır. Bunun üzerine AB santralin kapatılması için 100 milyon Euro vermek istemiş ama bu parayı yetersiz bulan Ermenistan Başbakanı Robert Koçaryan 1 milyar Euro talep etmiştir. Bunun sonucunda AB vazgeçmiştir.
2005 yılında teknik ömrünü tamamlayan ve Robert Koçaryan'ın bir demecine göre 2016 ya kadar faaliyetini sürdürecek olan santral, bilim adamlarına göre her an büyük bir kazaya sebep olabilecek potansiyele sahiptir.
Olası bir nükleer kaza sonucu radyoaktif gazların atmosfere açılması durumunda sadece çevre illerin değil çevre ülkelerinde etkilenmesi muhtemeldir.
Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) olası bir nükleer kaza sonucunda ortaya çıkabilecek doğal radyasyon seviyesindeki artıştan haberdar olmak ve gerekli müdahalede bulunabilmek için Radyasyon Erken Uyarı Sistemi Ağı (RESA) kurmuştur. 24 saat kesintisiz çalışan sistem Türkiye genelinde kurulu 78 istasyon vasıtası ile bölgelerdeki radyasyon düzeylerini sürekli kontrol etmekte ve havadaki Gama ışınındaki artış uyarı eşik değerinin üzerine çıktığında Ankara'daki TAEK Kriz Merkezi'ni otomatik olarak uyarmaktadır. Bu istasyonlardan 14 adedi ise Metsamor'a en yakın bölgelerde konuşlandırılmıştır.
Fakat her ne hikmetse Iğdır’daki artan kanser vakaları, doğumlarda yaşanan düşük olayları, sakat doğan bebek olayları ve ilimizde özellikle Koçkıran köyündeki hayvanların düşük yapması, ağaçların yapraklarının kararması, ekinlerin kuruması, ağaçların meyvelerini dökmesi, kuruması bu erken uyarı sistemlerini bir türlü devreye geçirememiştir.
1979'dan beri devrede olan santral için Türkiye'nin resmi bir girişimi olmamıştır. Buradan yetkililere sesleniyorum. Yeter artık! Biz Iğdırlılar zehirlenmek istemiyoruz. Metsamor’un biran önce kapatılması için sadece Sivil Toplum kuruluşlarının değil ülkemizi yönetenlerin de artık sesini yükselterek Metsamor’un biran önce kapatılması için gerekeni yapmasını bekliyor ve en yakın takipçisi olacağımıza söz veriyoruz.
Saygılarımızla.
Enver TÜRKOĞLU Bizim Iğdır Kültürünü Koruma ve Yaşatma Derneği Başkanı